karışık bilgiler ve konular

Efendim lütfen bu bilgileri dostlarınızla ve ihtiyaclıları ile paylaşın, bunlar küçük şeylerdir ama ihtiyaçlının yanında değeri büyüktür. öğreniniz ve öğretiniz halka ayırt etmeden hizmet Hakka hizmettir

 

 

 

 

 

 

YOL KENARLARINDAKİ HAZİNELERDEN 

ısırgan otu

Oğuz TUNA

Ziraat Yüksek Mühendisi, Yayın Dairesi Başkanlığı


Bir uzman; “Eğer insanlar bu otun ne kadar şifalı olduğunu bilselerdi, dünyada ısırgan otundan başka bir ot yetiştirmezlerdi” der. Ama herşeyi insana göre ayarlayan yaratıcı, onu da hazır olarak sunmuş insanlığın hizmetine; hem de yol ve harabe kenarları, su arkları, çalılıklar, hatta duvar üstleri gibi; gözden uzak, pek itibar edilmeyen, dikkatten kaçan yerlerde. Yer beğenme tutkusu olmayan bu alçak gönüllü bitki, tohumunun düştüğü her toprakta boy verir. Düzlük, çukurluk, bayır, dağların en yüksek tepelerinde bile yetişir. Büyük bir dayanma ve yayılma gücüne sahiptir (kökleri rizoma benzer ve bunların yer yer sürgün vermesiyle de çoğalır).  Yani tam bir istilacı, halk tabiriyle bir arsız ot. Bu niteliğiyle çocukların bazı arsızlıklarını önlediği de olur. Bol bulunan yerlerde (Doğu Karadeniz) bazı anneler “bacaklarına ısırgan” diye korkutarak, küçükleri yaramazlık yapmaktan alıkoymaya, onların bir takım kötü davranışlarda bulunmalarına engel olmaya çalışır.

“Gülü tarife ne hâcet, ne çiçektir biliriz”, demiş divan şairi. Onun genetik bakımından akrabası olan ısırganı tanımlamaya da gerek yok desek de, genellikle hor görülen bu bitkiyi aynen gül (renk,koku, diken) gibi,  dünyada bilmeyen, hem de acı deneyle bilmeyen yok gibidir.

Tarih boyunca çeşitli amaçlarla kullanılan ısırgana insanlar: “Çok nadir bitkiye nasip olan bu yakıcılık özelliğinden olsa gerek”, efsunlu, şifa dağıtan bitki gözüyle bakmışlar. Aşağıda anlatıldığı gibi onun tatbikiyle (çiğ, sıvı, posa, tohum), hastalıkta en küçük iyileşmeyi yine ona mâletlemişlerdir. Malûmu ilâm gibi olsa da konumuz; onun belki bilinmeyen özelliklerini gözler önüne sermek...

Önce adından söz edelim. Görüldüğü gibi ısırmak fiilinden geliyor. Böcek gibi soktuğu, adeta ısırdığından ona sıfat olarak verilen bu sözcük, isim olarak kullanılmaktadır. Dilimizde ıs ile başlayan bir çok sözcüğün başındaki I atılarak nasıl “ısıcak’tan sıcak, “Isıtma”dan sıtma yapılmışsa, “Isırgan”dan da zamanla “sırgan” türemiştir.

Ona yurdun çeşitli yerlerinde: Ağdalak, Cımcar, Cıncar, Cızlagan, Cızgan, Dakır dalak, Dala diken, Dalagan, Dalayan diken, Dalgan, Dalıgan, Erinç, Gezgez, Geznik, Gıcıktan otu, Gidişken (otu), Isırgı, Dancak otu, Sırgan (otu), Yığınç gibi, 20 kadar isim takmış insanımız. Bunların çoğuda; Türkçede yaygın isminin manasını çağrıştırıyor sanki.

Genelde ılıman bölgelerin bitkisi ısırgan; gövdesi dik, dört köşemsi, basit ve tabandan itibaren dallanışlı, yaprakları almaşık veya karşıt, çiçekleri bir veya iki evcikli olup, yeşilimsidir. Hazirandan eylüle kadar görülen çiçeklerde; dört çanak yaprak, dört etamin ve kuş tüyü biçiminde bir tepecik bulunur. Meyveleri esmer ve fındıksıdır. 1 mm boyunda olan tohumları yağ ihtiva eder. Bileşiminde; insana değdiğinde yakıcı etki bırakan, histamin ve asetilkolinden başka, formik (karınca) ve gallik asitleri, urtisin glikozid, tanen, 5 hydroxytry ptamine, A, B ve C vitamini, klorofil, silikon ile Ca, K nitrat ve Fe, Mn sülfür  gibi mineral tuzlar da bulunmaktadır. Varlığı; o arazinin nem ve besin maddelerince (bilhassa azot) zengin olduğuna delâlet eden, ısırganın 3 çeşidi vardır.

Acı (adi-büyük) Isırgan Otu (Urtica dioica L.): Yaprakları uzundur. 30-150 cm boyunda,çiçekleri 2 evcikli ve çok yıllıktır. Fazla miktarda ısırganın bu cinsini yiyen hayvanlarda nitrogenez zehirlenmesi olmaktadır.

Tohumları ise havanda dövüldükten sonra balla, macun kıvamında karıştırılarak günde 2-3 çay kaşığı alınır. Bu uygulamalar 2-4 haftalık süreler halinde uygulanır.

Isırgan, yılın her mevsiminde toplanabilir. Toplama için eldiven veya kalın bir çorap yeterlidir.

Şair, onun ele batmaması için:

Isırgana dokununuz nazikçe,

Dalar sizi acı verir iyice,

Kavrayınız hırsla bir adam gibi,

O bir ipek kadar yumuşak kalır.

şiiriyle öğüt verir. Gerçekten sertlikten hoşlanan bu bitkiye hafifçe sürtünene, iğnelerindeki asit boşalır.

Halbuki kuvvetle tutulursa iğneler sapa doğru bastırıldığından ele batmazlar. Bu arada ısırganın; dokunan hayvanları bile kudurtan ağaçcık bir formunun olduğunu da belirtelim.

“Karşıdan baktım bir yeşil türbe içine girdim estağfurullah tövbe” hepimizin bildiği bu bilmece ile Türk’ün kıvrak bir zekâ ürünü olarak Türk bilmeceleri literatürüne girmiş, ısırgan.

Hemen her konuda şiiri bulunan Üstad Şair Necip Fazıl’da ısırgan isimli şiirini; bir dava uğruna çekilen sürekli çilenin bitmesiyle, ortalığa hemen sun’i (geçici) ıstırap veren ısırgan türü ızdırapların doldurduğunu, veciz bir şekilde şöyle dile getirmiş.

Bu yolun sahtekârı yoktur, yeni türedi çile kalktı, bahçede ısırganlar türedi.

Kuvvetli bir demir kaynağı olan ısırganın, ülkemizin çeşitli yerlerinde değişik yeme usulleri vardır. Pişirildiğinde yakıcı özelliğini yitiren, bu durumda kokusu ve tadı ıspanağa benzeyen ısırganın; batı yörelerimizde yumurtalı kavurması yapılır, börek ve salata malzemesi olarak kullanılır. Karadeniz yöresinde ise her evde, hiç olmazsa senede bir defa, şifa niyetine yenen yemeği için şu sıra takip edilir: İnce doğranmış, yağda hafif ateşte öldürülen soğana, un eklenip kavurmaya devam edilir. Pembeleştiğinde su ve tuz eklenerek 1-2 dakika iyice karıştırılır. Sonra doğranmış ısırgan otu ilave edilir. 10 dakika daha kaynatılır. Servis yaparken hazırlanan sos (yumurta sarısı ve süzme yoğurtun karıştırılmasıyla) çorbanın üzerine ilave edilir. Bundan başka Avrupa’da evlerde ısırgandan şarap ve bira yapıldığını burada, belirtelim.

Aynı zamanda bir yabani bitki olan ısırganla tabiiki mücadele metodları da var. İnsanların bir yolla canını yakmaktan başka bir suçu olmayan bu bitki hakkında; dergimizin kitap köşesinde şifalı bitkiler konusunda bir kitabını tanıttığım (119.sayı) Maria Treben’in bir sözünü burada hatırlatayım; “Isırganı övmek yerine çay yapıp her gün içecek olursak semtimize hiç bir hastalık uğramaz”.

İşte, onunla en iyi mücadele; onu yukarıda tarif edilen mihaniki yollarla, (tabiattaki dengeyi de bozmadan) koparıp insanlığın hizmetine sunmaktır.